Ankara bembeyaz… Yağan yağmur bile beyazlığı bozamamakta, ancak yollarda yer yer çamura bulanmış küçük çaylar oluşturmakta. Ben ise Ankara’da bir akşam daha görüşümün keyfini çıkarıyorum. Konur’dan geçen insanları, mekanlardan çıkan sesleri, telaşı… 160 gündür özlediğim ne varsa onları yaşıyorum dostlarımla ve yoldaşlarımla.
(Bu arada 160 günün bir kısmını anlatan yazılarımı da İstanbul’a varınca paylaşmaya başlayacağım. Duyurulur.)
Sondayım… Bugün Mersin’e uğurladığım “6. filo defol” genci Şevki’nin deyişi ile, tahliye olmama 7 gün kaldı. Günler değil, saatler sayılıyor artık ve hızlıca ilerliyorlar birer birer…
Duvarların arkasında kalmamaya çalıştığım doğru, hala bazı anlamlar çıkarıyorum Ankara’ya baktığımda. Ama gün geçtikçe bedenin duvar arkasında kaldığı kendini gösteriyor ve özgürlük için sessiz çığlıklar atıyor beden. Bugün bir çok kısa dönem arkadaşım bu özgürlüğün tadını çıkarmak üzere “kimsenin kalmadığı yerden” ayrıldılar. Son günler geldikçe, daha çok düşünüyorum buradaki insanların halini. Gözümün önünde illizyon gibi beliren insanları çözebilmek, onların derdini anlayabilmek, daha çok uğraştırıyor, diğer deyimle “şafak attırıyor”.
Burçlara, yeni yılın uğuruna, buna benzer hiç bir şeye inanmam ya da inanmak istemem. Ama sanırım yükselen midir her ne haltsa o benden yana… Bakınca geriye, bir şeyler için çabaladığımı düşünüyorum. Samimi bir şekilde düşündüklerimi savunmaya çalışıyorum, onları eyleme dökmek için fırsatım olmuyor belki ama kim ne kadar yapabiliyor ki istediklerini?
Zamanı kavramak…
Günlerin uzunluğunu bilerek yaşamak ve daha da rahatlamak…
2 tane 50 günü devirmiş biri olarak, geriye kalan günleri kavramak “kolay” gözükse de, içimizdeki kuş misali kafesten uçma isteği, zamanı uzattıkça uzatıyor.
Zamanın hızlı geçmesi pek hoş bir şey değil, tabii ki bu kural 2 kesim için geçersizdir.
Birincisi hapistekiler,
İkincisi askerler…
Her ne kadar biz farkına varmasak ve sıkılsak da, günler hızla geçiyor ve kala kala 100 gün kalacak gece 12’den sonra…
Psikolojik olarak da iki basamaklı sayılara inmenin verdiği huzur da işin tesellisi… Kalan saatlerin bile sayılması ise işin “oyalanma” kısmı.